4 Ocak 2018 Perşembe

2017 Yılı Spor Gündeminden Birkaç Başlık


2017’de spor

Spor dünyasında 2017 nasıl geçti?
Öne çıkan olaylar, isimler kimlerdi?

FENERBAHÇE: AVRUPA’NIN EN BÜYÜĞÜ
Dünyanın en önemli koçlarından birine emanet edilen harika bir kadronun yıllardır sabırla yapılan yatırımın karşılığı sonucu en büyük ödüle kavuşmaması düşünülemezdi. Fenerbahçe, şampiyonluğu bir yıl önce de hak etmişti ancak 2017’deki performansı rakipsizdi. Avrupa’nın iki numaralı sporunun bir numaralı mecrasında kazanılan şampiyonluk Türkiye spor tarihinin de zirvesine kuruldu.
BEŞİKTAŞ: ÜST ÜSTE ŞAMPİYON, NAMAĞLUP GRUP LİDERİ…
Futbolda son 2 sezonun şampiyonu Beşiktaş, Süper Lig’de sağladığı hakimiyetin ötesinde Avrupa’da sergilediği karakterli futbolla öne çıktı. 2017’nin ilk yarısında yarım kalan Şampiyonlar Ligi ve UEFA Avrupa Ligi yürüyüşü, ikinci yarıda tarihe geçen bir Devler Ligi grup maçları karnesiyle taçlandı. Siyah beyazlılar, Porto, Monaco ve Leipzig gibi yabana atılamayacak takımların olduğu gruptan namağlup lider çıktı ve Türkiye futbol tarihine geçti.
TÜRK FUTBOLUNUN ‘ADAM’LARI
Türkiye milli takımı 2017’de başarısız bir performans sergilerken gündeme ancak vurdulu kırdılı, maço skandallarla gelebildi. Geride bıraktığımız yılı futbola fazla ilgi göstermeden geçiren Arda Turan, “Başkanlık sistemine evetçilik” oynadıktan sonra gazeteci dövme, ‘Adamlık’ kriterleri belirleme gibi meşgalelerle öne çıktı. Turan’la arası uzun süredir limoni olan Fatih Terim de bu departmanda esas ünün kime ait olduğunu hatırlatmakta gecikmedi. Başarısızlıkla sonuçlanan Alaçatı çıkartması Terim’in milli takımdaki sonu oldu ama burası Türkiye. Her açıdan “Milli” teknik direktörümüz yıl bitmeden kendine yeniden Galatasaray’da yer buldu.
USAIN BOLT’UN VEDASI
2008’de Asafa Powell’ın 9.74’lük 100 metre rekorunu 9.72’ye çekti sonra Pekin Olimpiyatları’nda herkese 9.69’u izletti. O günden beri Usain Bolt, spor dünyası için tam anlamıyla bir fenomen, bir hayranlık kaynağı, bir ‘ucube’, bir yenilmez oldu. 1.95’lik heybetli fiziğiyle başardıkları, uzun boyun sprinterler için bir dezavantaj olduğu kabulünü yıktı. Hatta bir gün Usain Bolt’u geçebilecek atletin bu uğurda yaratmak zorunda olduğu enerjiyi hesaplamaya kalkan bilim insanları, Bolt tipi bir fiziğe sahip olma zorunluluğuna işaret etti. O, icra ettiği sporda kalıpları, sınırları yıktı. Kendinden sonrakilere daha ileri nasıl gidilebileceğini gösterdi. 8 Olimpiyat şampiyonluğu, 9.58’lik 100 metre, 19.19’luk 200 metre rekorları onun akıl almaz seviyesini gözler önüne seriyor. Ancak bu seviyeyi 30 yaşından sonra koruması zordu ve o da zirvede bırakmak istedi. 2016 Rio Olimpiyatları’nda altın madalyaya 9.81’le ulaşabilmiş olması yaklaşan “tehlike”yi haber veriyordu. 2017’de Londra’da son yarışını kaybetmesi görkemli kariyeri için hayal kırıklığı olarak kabul edilse de onun mirasını tanımlayabilecek şey hiçbir zaman “yenilmezlik” değildi zaten. Spor tarihi kitaplarının en ışıltılı sayfalarından biri ona ait olacak.
 ROGER FEDERER: 36’SINDA 2 GRAND SLAM DAHA
2010’dan bu yana grand slam kazanamamış olması, tenisin hayli rekabetçi “En iyiler” yarışında ona zarar veriyor muydu, emin değilim. Ama tüm bu yıllar boyunca zirveden inmeyişi, hep şampiyonluk mücadelelerinin içinde kalması, istikrarı ve hayran bırakan tekniği ‘Ekselanslarına 36 yaşında iki grand slam şampiyonluğu daha getirdi. 2017’deki Avustralya Açık ve Wimbledon şampiyonlukları, 19 şampiyonluğunun arasında her zaman farklı bir yere sahip olacak.
 SERENA WILLIAMS: HAMİLE REKORTMEN
2017, 36 yaşındaki Serena Williams için kolay bir yıl değildi. Hamilelik, onun halen zirvedeki spor kariyeri için bir handikaba işaret etse de Avustralya Açık’ı kazanarak 23. grand slam şampiyonluğunu elde etti ve Steffi Graf’ın Açık Dönem rekorunu kırdı. Ancak belki de en etkileyici olan Williams’ın bu zaferi hamileyken elde etmesiydi. Serena Williams kariyeri boyunca üstlendiği öncü rolünü “hamile kadın sporcu” tartışmasını da değiştirerek sürdürdü.
 COLIN KAEPERNICK: DİZ ÇÖKMEKTEN ÇOK DAHA FAZLASI
NFL’de Colin Kaepernick’in 2016 sezonunda ırkçılık, eşitsizlik ve polis şiddetine karşı başlattığı milli marş sırasında “diz çökme” eylemi, 2017 yılında yalnızca spor sahalarındaki değil tüm alanlardaki en etkili siyasi protestolardan biri oldu. Donald Trump’ın ABD başkanlığına gelmesiyle ülke genelinde artan huzursuzluk eylemin de yayılmasını sağladı. Trump ve takım sahiplerinin ortak kararı Colin Kaepernick’in işsiz bırakılması gibi utanç verici bir “ceza”yla sonuçlansa da baskılar sporcuları birbirine daha fazla kenetledi. Tüm spor dallarına yayılan, sporcuları içinden çıktıkları toplumla yeniden yakınlaştıran bir eylem biçimi olarak “diz çökme” sporcu aktivizmi tarihinde kendine önemli bir yer edindi.
 NBA: TRIPLE-DOUBLE DEVRİMİ
NBA’de sezona triple-double’lar damga vurdu. Russell Westbrook, Oscar Robertson’dan sonra normal sezonu triple double ortalamalarıyla tamamlayan ilk oyuncu oldu. LeBron James ise NBA finalleri tarihinde bunu başaran ilk isim olarak tarihe geçti. NBA’deki triple double devrimi, değişen oyuna dair çok şey söylüyor.
 NEYMAR: 222 MİLYON AVRO
Brezilyalı Neymar’ın 222 milyon avro karşılığında Barcelona’dan Paris Saint-Germain’e transferi bir “rekor” olmanın ötesinde siyasetin nelere kadir olduğunu ve gerekirse “Mali fair-play, siyasetin futbola müdahalesi” gibi sözde ilkelerin ne kadar anlamsızlaştığını göstermesi bakımından önemliydi. Neymar’ın bir önceki rekoru 2’ye katlayan bonservis ücretinin ekonomik açıdan karşılanabilir hale gelmesini sağlayacak bir başarı yok. Ancak arkanızda Katar gibi zengin ve ambargo altında bir devlet varsa bazen bunun önemi de olmayabiliyor. Neymar’ın transfer rekoru tarihin en büyük spor anomalilerinden biri olarak anılacak.
 DOPİNG: RUSYA’YA OLİMPİYATLARDAN MEN
Sporda doping sorunu, Rusya’yla sınırlı değil elbette ve Rusya’nın da ötesinde devletlerin sistematik dopinge destek verdiğini ya da bir şekilde göz yumduğunu biliyoruz. Ancak, siyasi arenada kendini güçlü göstermenin bir aracı olarak sporu kullanma, Rusya için uzun süredir yürürlükte olan bir politika. Akıl almaz maliyetiyle Soçi 2014 ve tüm ayrıntılarıyla ortaya serilen devlet destekli doping sistemi icracısı Rusya olduğu için hak ettiği cezayı alabildi. Ancak Rusya’nın doping sebebiyle 2018 Kış Olimpiyatları’ndan men edilmesinin dopinge karşı mücadelede bir dönüm noktası olduğunu düşünmek fazlasıyla iyimserlik olur.
 
Alıntı : Mithat Fabian SÖZMEN

25 Ekim 2017 Çarşamba

Patlayan Balonlar


Artık subjektif bir yorumdan öte bir gerçek olarak görünüyor ki ,  durum aslında tam da planlandığı ,kurgulandığı ve de  istenildiği seklinde ilerliyor , yürüyor hatta  tıkır tıkır işliyor ..

Ve de yine görünen o  ki  bir don biçilmiş bize ve bizim de biçilen bu donu  giymemiz  zaruri . Ya seve ya da … Her neyse !

Bu don giyilmiş rollerde , kimin hangi görevde olması , ona verileni yerine getirmesi dışında herhangi bir çıkıntıya , itiraza  hele ki başkaldırıya  asla izin yok .

Olası  her kurgu durum  için rollere uygun oyuncular da seçilmiş  ve rol dağılımları da  yapılmış . Sen  başkan , sen soytarı , sen yalaka , sen  sözde başkaldıran asi , sen  hain , sen kahraman diye diye  …

 Yalnız çokta uzun süre bazı durağan ve aksiyondan uzak rollerde ki  aynı  oyuncuların varlığı, ya da başarısız oyunculukları   seyirciyi monotonluğa itip, sıkılıp dikkatlerini dağıtmalarına ,  farklı arayışlara yönelmelerine   , asıl büyük tehlike olarak da  salonu terk etme duygusuna kapılıp ,  uyanışlarına sebep  olabileceğinden korkuyla olsa gerek ,  arada bazı oyuncuları ve rolleri  bazen büyük, bazen de minik dokunuşlarla  değiştiriyorlardı zamanı geldikçe .

Etkisi mi ? Etkisine gelince  “Pat , pat , pat  .  “ etki yalnızca bir balonun patlamasından çıkan ses kadar , hepsi bu …

Bu gerek gördükleri  hal ve durumlarında ki eylemler  o kadar açık seçik bir yöntemle  yapılıyordu ki ,  talebi yapması  gerekene bile fırsat bırakmadan her şeyi  kendileri uyguluyorlardı  . Yani kurgu o kadar aleniydi  ki ,  baş  rol ,  yardımcı roller  ya da fügüranlıkların hepsi bu programa göre  kurgulanıp yönetiliyordu  ...

Bu nedenledir ki  ben bu oyuna “Patlak Balonlar  adini verdim  .   Gün geçmiyordu ki bir balon paylamaya görsün .

İnsanların büyük çoğunluğu ise  bu esnada onlara  verilen seyirci rolünde ki görevleri  için koltuklarımıza gömülmüş olup biteni bir aksiyon filmi edasıyla  “güya” pür dikkat izleyip  ,  bilip bilmeden ama bolca , çokça ve istedikleri içerik ve mahiyete uygun yorumluyor , yorumluyor , sonu gelmez bir şekilde  ha bire yorumluyordu …

Bu durumda ben  ,  tüm çıplaklığına  rağmen bu  durumu afiyetle yiyen  seyircilere  acı bir afiyet olsun diyor ve yemeğin üstüne GDOsu ile oynanmış  mısırlardan üretilen şuruplarla  tatlandırılmış  kaymaklı beyaz ekmek kadayıfı ısmarlayıp , sonrasında daha fazla dayanamayıp  lavobaya koşuyor , bir güzel kusup , sonrasında krozete kendimi atıyor ve de üzerime  sifonu çekiyor ve karanlık dehlizlerde gözden kayboluyorum  ...

Hikaye burada bitiyor . Ve hikayeyi George Orwell’e ithaf ediyorum .

…

Sonrasında mı ne olduğunu merak ediyorsunuz  ?

Sabah uyandığımda  yeni günde kendimi seyirci koltuğuna oturmuş ,arınmış, temizlenmiş ,  huzur içinde ,  önüme konulanı tüketen, gösterileni izleyen, söyleneni dinleyen, buyrulanı  yapan , o şanslılardan  biri olarak buluyorum . Şimdi ki asli görevim balon şişirmek ... Eeee maaşıda  dolgun ,rahat bir iş , kafam da pek rahat , gerisi kimin umurunda ...

Şimdi belki aklım kıt ama huzurum bol !


AA


Kendini çiçek sanan karpuz

Onu ilk kez gördüğümde ,  dördüncü kattaki evin  balkonunda tüm yaz üşenmezcesine açıp duran sardunyaların arasından başını usulca çıkarmıştı ,  yazın sonlarına doğru .

"Hey ben de buradayım"  dercesine . Kısa surede yapraklarını  gösterdi ve hızla uzamaya yayılmaya başladı . Sardunyalar , fesleğen ve saksısını  paylaştığı şeker çiçekleri de şaştılar bu yeni misafire .  Kimdi ki bu ?  Sarmaşık  deseler değil , çiçek deseler , evet belki biraz  ,  çünkü görünmeye başladıktan kısa sure sonra uzayan kollarda minik sari çiçeklerin açtığını gördüler ama belli ki kendileri gibi bir  çiçek de değildi . Bizimki vaktinin darlığını bildiğinden olsa  gerek hızla uzanıp durdu diğer saksılara ,çiçekleri açtı ve verilen suyu sabırsızca çekti köklerine . Çünkü bir sürprizi  vardi hem saksıları paylaştığı  arkadaşlarına ve sürpriz  misafir olduğu balkonun ve evin sahiplerine ...

Ev sahiplerinin kısa süreli yaz tatillerindeki  yokluklarını  fırsat bilip çiçeklerinden bir yavruyu sakladı sardunya saksısına  ve yaprakların  altına .... Günler geçtikçe , bu kendini çiçek sanan sürpriz  misafirin doğası gereği ömrü  sonlanmaya başladı . Çünkü çekirdeğini gizlediği topraktan doğmuş ,gelişmiş , çiçek açmış, hatta balkon saksısında  bir çiçek edasıyla salınmış  en sonunda meyvesini vermiş ,büyütmüş ve yolun sonuna gelmişti . Biliyordu ki meyvesinden gelecek sene de yasam sürecek döngü devam edecekti .Kendini çiçek sanan bu dostun . Ev sahipleri de onun için güzel bir tören düzenlediler ve gelecek yıl görüşmek üzeri vedalaştılar dün akşam . Çekirdekleri  kıymetli bir hazine gibi saklandı şüphesiz ...

AA

Ekim 17


18 Mayıs 2017 Perşembe

Şarkıya Dair Notlar ( Bir John Berger alıntısı ve etkisi )

Şarkıya Dair Notlar (*)

“  Bir Şarkı söylendiğinde ve çalındığında beden kazanır . Bunun da mevcut bedenlere el koyup onlara kısa süreliğine el koyup yapar . ( ödünç alınan beden ya da tek bir icracıya , icrası grubuna , dinleyicilere ait olabilir. Şarkı ödünç alınmış bir bedenden diğerine , beklenmedik şekilde akıp gider .Şarkı her seferinde ödünç aldığı bedenin içine yerleşir .Kendine bedenin iç organlarından bir yer bulur .Bir davulun kulak zarında , bir kemanın göbeğinde , şarkıcının ya da dinleyicinin , göbeğinde ya da böğründe … )  Dik tutularak çalınan kontrabasın bedenine , bir ağzın önünde kuşlar gibi uçuşan , inip kalkan bir çift elindeki mızıkanın bedenine ya da gümbür gümbür çalan davulcunun gövdesine . Şarkı tekrar tekrar şarkıcının bedenini ele geçirir. Ardında da şarkıyı dinleyen , ona mimikleri ile tepki veren , geçmişi hatırlayan ve geleceği hayal eden dinleyicilerin bedenlerini . Bir şarkı ele geçirdiği bedenlerden farklı olarak zaman ve mekan içinde sabitlenmiş değildir . Şarkı geçmiş tecrübeleri anlatır . Söylendiğinde şimdiyi doldur . Hikayelerde aynı şeyi yapar . Ama şarkıların sadece onlara has bir boyutu vardır . Şarkıyı şimdiyi doldururken bir taratan da gelecekteki bir dinleyen kulağa ulaşmayı umut eder . İleri uzanır uzanır uzanır . Bu umut ısrarcı olmasa bence şarkılar var olmazlar . Şarkılar ileriye uzanır .

Şarkılarıntemposu , ölçüsü , içindeki döngü ve  tekrarlar yatay zamanın akışına karşı bir sığınak inşa eder. Bu sığınak içinde gelecek , şimdi ve geçmiş birbirlerini teselli edebilir , kışkırtabilir, tiye alabilir  ya da birbirlerine ilham verebilir .

Günaydın Blues
Blues nasılsın ?
Nasılsın ?
Günaydın Blues
Blues Nasılsın ?
Şöyle bir uğradım
Laflayalım diye
( Bessie Smith )

..

Bütün şarkılarda mesafe vardır. Şarkı mesaeli değildir  ama malzemelerinden biri mesafedir , tıpkı varlığın herhangi bir grafik imgelerin malzemelerinden bir olması gibi . Şarkıların ve imgelerin ta başlangıcından beri böyledir bu .
Bütün şarkılar yolculuklar dairdir …
Şarkılar akıbetleri ve geri dönüşleri , karşılaşmaları ve vedaları anlatır . Başka türlü söylersek : Şarkılar bir yokluğa söylenir . İlhamlarını yokluk vermiştir ve yokluğa hitap ederler. Aynı zamanda şarkının paylaşılması iel yokluk da paylaşılır ve daha az kesikin , daha az yalnız , daha az sessiz bir hal alır . Bu asıl yokluğun , şarkının birlikte söylenmesi sırasında , hatta söylenmesinin hatırlanması sırasında “ azalması “ ortak bir zafer duygusu ile yaşanır . Bazen mutedil bir zaferdir bu , çoğunlukla da örtülü bir zafer .  “Kendimi bir şarkının sıcak kozasına sarıp “ demiş Jonny Cash “ her yere gidebilirdim ; kimse beni yenemezdi .
Şarkıların özü seste ya da zihinde değil oranlardadır . Sarıp sarmalamak için takip ederiz onları . Başka bir mesajın ya da etkileşim biçiminin sunduğundan bu yüzden farklıdır sundukları . Kendimizi mesajın içinde buluruz . Şarkıyla söylenmeyen gayri şahsi dünya dışarıda kalır , plasentanın dışında . Bütün şarkılar , içerikleri ya da söyleyişleri kuvvetle erkeksi olduğundan bile , anaç bir etki yaratır .
Şarkılar bir bağ kurar , toparlar ve bir araya getirir .Söylenmedikleri zamanlarda bile hazır bulunan toplanma noktalarıdır onlar . Şarkıların sözleri bir nesri oluşturan kelimelerden farklıdır . Nesirlerde kelimeler bağımsız faillerdir ;şarkılarda ise öncelikle ve her şeyden çok anadillerinin mahrem sesleridir . Anlamları her neyse ona işaret ederler, aynı zamanda o dilde bulunan bütün kelimeleri muhatap alır ya da onlara doğru akarlar .

Şarkılar nehirler gibidir. Her biri kendi yatağından akar – yine de hepsi her şeyin çıktığı yer olan denize ulaşmak için akar . Bir nehrin ağzından dökülen sular uçsuz bucaksız bir başka yere doğru yola çıkar . Bir şarkının ağzından çıkanlar içinde benzer bir şey geçerlidir … “ 

Geronimo’nun notu :  Blues Perişan Kütüphanesine   , bu sayfanın takipçisi – özellikle – müzik dostlarına , içlerinden bu yazar ve kitabı  okumamış olan müzik sevdalılarına ve de tutkunlarına armağan etmek isterim bu  çok kıymetli alıntıyı .

Bazen bir şeyleri çok severiz , çok anlamlandırırız çok  çokça yönlü ,  biliriz ki tek değil , çok şeydir bunun , bu sevginin  sebebi , ama gelin görün ki bir türlü anlatamayız .  Bu yazıyı okurken  sayfa diplerini kıvırmaktan canım çıktı .  Yakın zamanda kaybettiğimiz , büyük entelektüel , aydın , sanatçı , yazar John  Berger’in  yalnızca yüzdört sayfalık ,  bir solukta  okunan ve adına layık  kitabı “ Hoşbeş”  ( Kim bulumuşsa , şahane bir isim olmuş ) içinde ki “Şarkıya Dair Notlar “ başlıklı “ hoşbeş” in de yazarın  ;   müziği   gerek yaratıcısı , gerek icracısı , gerek dinleyicisi , gerek arşivleyicisi , gerek paylaşımcısı , gerekse de canlı (konser) tutkunları ,  hatta belkide  hiç dinlemeyeni ,  ya da anlama,  algılama derdinde olmayanı , kısacası tüm faktörleri ve denklemleri ile  bu  hem teknik hem , sosyal , hem de sanatsal içerikleri ile yorumlaması  beni hayran bıraktı  . Ve ilgili  bölümden bu uzun alıntıyı sizler için oturup gecenin saat   ikisi ile dördü arasında üşenmedim yazdım ve birazdan da Aptülika’ya yayınlaması için göndereceğim .

Neden müzik dinlerim , neden kimilerine göre halen dinazor denilen  grup ya da şarkıların peşinde koşarım , neden külüstür bir pikabı olmasına rağmen plak satın alırım, hatta neden yıllarca hiç pikabım olmadığı halde plaklarım oldu , neden internetten de olsa radyo yayını yapmaya çalışır da müziği halen paylaşmaya çalışırım , neden yüzlerce kez dinlediğim kimi şarkılar halen bana her dinlendiğinde farklı hisler verir , neden çok sevdiğim bir şarkıyı kıskanmak yerinde tam tersi herkes ile paylaşmak isterim , neden  kimi şarkılar sadece özel insanları aklıma getirir , neden halen tüm uykusuzluğuma direnerek  içinde “ şarkı “ geçtiği için hiç kaybolmayan heyecan ile bu yazıyı yazmaya çalışırım .
İşte  bütün bu zor soruların büyük bölümüne   basit ve yalın cevaplar bulduğum için yukarıdaki alıntıda …
 Hepsi bu !
Teşekkürler  John Berger . Huzur içinde uyu ,  yazdıkların bir şarkı tadında akıyor şu anda zihnimden hiç şüphen olmasın .


Aylak Adam 
1    9 Mayıs sabah karşı – 2017


( *) Kitap : Hoşbeş – Yazar: John Berger  - Metis 2016

17 Mayıs 2017 Çarşamba

Yaratıcı Yazarlık Temel Eğitimiz Üzerine

Bu not ve yazıyı  Sait Faik'in eşsiz anısına ithaf ediyorum 

"söz vermiştim kendi kendime: yazı bile yazmayacaktım. yazı yazmak da hırstan başka ne idi ? burada namuslu insanlar arasında sakin ölümü bekleyecektim. hırs hiddet neme gerekti? yapamadım. koştum tütüncüye, kağıt kalem aldımç oturdum. ada'nın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. kalemi yonttum. yonttuktan sonra tuttum öptüm. yazmasam deli olacaktım."

sait faik abasıyanık* haritada bir nokta

Yaratıcı Yazarlık Temel Eğitimiz Üzerine 

Seçimi sancılı olan bir eğitimdi doğrusu ,  adı havalı , onaylama süreci biraz tartışmalı olmuştu , bu yüzden omuzlarımda  bir yük hissederek  girdim kapıdan , sonrası işte aşağıda ...

Heyecan verici isimi olan bir eğitim hiç şüphesiz .  Eğitmenimiz  bir yazar (Melike İlgün ) . Tek güne ve  sınırlı zamana şüphesiz ki sığmayacak bir eğitim ki ona vurgu ile açıyoruz günü …

Aslına bakacak olursanız  gerek eğitim süresince gerekirse de sonunda   tırnak içinde ki “ yaratıcı” kavramından ziyade  temel anlamda bir yazarlık konusu ,  hiç yazma girişimi olmamış , denememiş , bundan çekinen , belki biraz da korkan katılımcılar için  iyi ipuçları ve  temel teknik detayları veren bir eğitim olduğunu söylemek mümkün .  Yaratıcı kısmı da  gün içinde verilen pratik ipucu ve çalışmalarla , aklından yazmanın zorluğunu geçiren katılımcılara aslında işin  basit ve mümkün olduğunu , yaratmayı kolayca sağlayabilecek çok fazla  konu bulunabileceğini kanıtladı. Bu anlamda eğitimin ve eğitimcimizin kısıtlı süreye rağmen oldukça başarılı olduğunu ifade etmeliyim 

İşin  içinde “yazmak, yaratmak , okumak , düşünmek , kafa yormak , araştırmak ,  merak  vb “  konuları oldukça o olay her zaman ilgi çekici olur  . Sonuç olarak  kendinizi dolu , pek dolu , çok dolu hissediyorsanız , bence yazmanız , yazdıklarınızı paylaşmanız son derece kolay .  Belki bu yazı ya da  bu notlar sizlerde de bu iştahı kabartmaya ve bu konuya odaklanmanıza imkan sağlar .

Bu nedenle  katıldığım için , hem imkan sağlayan kurumuma , hem eğitmenimize , hem de katılımcı arkadaşlarımıza  ayrıca  özel bir teşekkür sunmak isterim.


Eğitimden aklımda kalanlar ya da  kısa notlar ve ipuçlarını  Aylak Adam ‘dan merak edenler  için de aşağıdaki gibidir .  Buyurunuz ..

***



“5 n 1 k “  (  Ne , ne zaman , nerede , nasıl , neden , kim )
Sihirli formül  her türlü yazı için budur .  Ana temanızı bu formülün “ K” sı KİM ile başlatmanızda yarar var .

KİM :  Bir yazıda kullanmak istediğiniz kişinin ( kahramanınızın )  olabilecek tüm özelliklerini , gerek somut  ögeler  , gerekse de  yaratma isteğinize göre , uçuk kaçık dahi olabilecek şekilde tüm özelliklerini  bir  sayfaya  yazmanızla başlar  . Sonra  bu özellikler üzerinden detaylara girebilirsiniz  (  İsim , cinsiyet , yaş , doğum yeri , yetişme koşulları  , eğitimi , ailesi , arkadaşları , çevresi ,  yakın arkadaşları , ilişkileri  vb .. – doldurun doldurabileceğiniz kadar , her özellik işinize yarayacak şüphesiz yaratma aşamanızda - )   ( Örnek : Esra , Kadın, 28, Adapazarı, öksüz , lise , anne ve kardeşler,  Ali ve Ayşe özel iki arkadaş, baskılı bir çevre , gizli bir ilişki  vb)

NE ZAMAN : Kurgulayacağınız hikayenin dönemini belirlemeniz gerekir . O dönemin  hem dünya , hem bulunduğumuz coğrafyada ki  her türlü , gerek sosyal , siyasi vb tüm başlıklarının eklenmesi . Örnek : Günümüz (2010'lar)  , 70’ler , 30 yıl sonrası vb .  Dünya : Trump, Ortadoğu , Savaş , Rusya , İslamafobi , terör  , küresel ısınma , çevre  vb   Türkiye : Tek adam , kutuplaşma , gezi , 15 temmuz , sosyal medya esareti , yozlaşam vb..)

NEREDE :  Olayın geçeceği mekanların özellikleri gibi düşünebilirsiniz .  Karakterin yaşadığı yer, fiziki özellikleri  ve diğer özellikleri  tek tek  bir tablo gibi yazılmalıdır.

NASIL: Kahramanın fizyolojik ve psikolojik özellikleri  bir tablo gibi not edilmelidir   .  Örnek : Uzun bolu, yeşil gözlü ,kumral , çine kapanık , depresif, , fobileri var ,  mutsuz , mutlu , hayat dolu , dışa dönük , sosyal , anti sosyal vb )

Nasıl a) Dili ,aksanı , argosu , jargonu vb detaylar gerekirse  ilgili dönem hakkında okunmalı araştırılmalı ya da gözlem yapılmalı blinmeyen bir durum ise mutlaka deneyimlendirilmelidir .

Nasıl b)  Empative Eşduyum \ İçgörü    

Empati nin en güzel anlatısı için bir  Cheyenne (Şayen)  Kızılderili  sözünü öneriyoruz  “  Komşun ( düşmanın , rakibin vb ) hakkında hüküm  vermeden önce  onun makosenleri ile bir mevsim yürü ve sonra karar ver “ 
İçgörü :  Kavrama , kendine derinden bakabilme
Notum :  Yaramak istediğiniz hikayede  kahramanın yukarıdaki özellikleri üzerinden gidilmesi gerekiyr ise  bu özelliklerin detayları için bence ciddi bir araştırma , bilgi ve gözlemin önemli olduğunu düşünüyorum ,  klişe bir özellik tanımı ile hikayeler yavan kalabilir , eğer hikayede b özellikler öne çıkacaksa )

NEDEN  ve NE  :  Bu durum kurgulayacağınız hikayenizin  içinde var olacaktır


Tavsiye :  Öncelikle  “ Karakteri “ yani “ KİM” i yaratıp sonra olayı kurgulayabilirsiniz .

HİKAYENİN ANLATICILARI ( temel olarak aşağıdaki üç başlıktaki anlatıcı tanımlanır )

1-      Kahraman Anlatıcı ( Ben )
2-      Gözlemci Anlatıcı ( O)
3-   Tanrı Anlatıcı ( Adından da anaşılacağı gibi ,  bir üst anlatıcı , gerek olayların gerek kahraman ve kişilerin tüm ayrıntılı detaylarını bilen  ve hakim olanın anlatıcılığı )
Tavsiye olanın ve ilk başlangıç için “ Tanrı Anlatıcı” olması vurgulandı .

Tavsiye kitap : Arstotales “ Poetika” ( Antik çağın bu büyük filazofunun asalında gerek sanatın , gerek edebiyatın temel ipuçlarını verdiği ve günümüzde halen bu temel unsurların geçerliliğinin şaşırtıcılığı da görülebilecektir ) (Bknz : Deep Note 2)

Bu kitaptan alıntı üç  kavram :  

Katharsis : Arınma  …. Olayların kendi başına geldiği gibi düşünerek , bu durumdan arınma durumu , hissi yakalamak .. ( Bknz : Deep Note )

Peripetaia :  Aristoteles'in Poetika adlı yapıtına göre, tragedyada kahramanın yazgısındaki beklenmedik değişim, döngü noktası. ( baht değişimi = yazıda ki  ana final olayı olarak düşünülebilir )
Anagrorisis : "bulgu" ya da "tanıma" anlamına gelen anagnorisis, karşılığını poetika'nın xi. bölümünde "bilgisizlikten bilgiye geçiş" olarak bulmuştur. bir başka deyişle anagnorisis, bir karakterin başka bir karakteri çeşitli yollarla (işaret yoluyla, duygusal ilişki yoluyla, mantık yoluyla, karakteristik özellikler yoluyla, içinde bulunulan durum yoluyla vb.) tanımasıdır.  Pripetaia dan bir önceki adımdır.

Hikaye kurgusunu bir düzlem üzerinde göstermek gerekirse
< ----------------------X1----------------------------------------------------------X2---------------à
             Serim                                    Düğüm                                                          Çüzüm
X1  = Anagrorisis
X2  = Peripetaia

İpuçları “ Yazılacak  hikayenin bölümlerini  önceden belirlemek , kurgularını yapmak , bütünlüğü ve yazmayı kolaylaştırır .  Örnek :  Bir kişinin hikayesinin  bölümleri : (Aile) ( Doğum )  ( Okul ) ( İş) ( Aşk) ( Başarı)  ( Sonuç-Final)  vb…

Dili Kullanırken Dikkat

Hangi zaman dilimini kullanıyorsan , sonraki cümlelerinde aynı dilimde olmalı
-miş li geçmiş zamanın sürekli kullanılmamasına dikkat edilmeli.
-di li geçmiş zaman başlangıçta tesviye edilebilir.

Yapmanız Gerekenler

-Not defteriniz bulunsun , not alın , cep telefonu kayıt özellğini kullanın
-Aklınıza gelen fikirleri , cümleleri , düşünceleri not edin
-Çevreniz ya da yakınlarınızdan dinlediğiniz hikaye ,ilginç olay ya da anekdotları not edin
-İlginç bulduğunuz  gazete haberleri  ve fotoğraflarını saklayın
-İlginç fotoğrafları saklayın
-Dinleyin !  Hep sen anlatırsan , duyma şansın olan hikayeleri kaçırırsın!
-Bol oku şüphesiz
-Okuduğun ilginç cümeleri veya görselleri bir deftarde biriktir
-Yazdıklarını yüksek sesle oku , okuyup duy ve dinle
-Yazdıklarınızı hemen paylaşmayın , demlenmesini beklemekte yarar var
-Yazdığınızı herkese söyleyin

YapmaMAnız Gerekenler

-Vaaz vermeyin  ( okuyucu sıkılır)
-Hakem olmayın (Bırakın okur karar verisin )
-Kendinizi ya da karakterinizi idealize etmeyin
-Kendini ve yazdıklarını tekrarlama , her cümleniz yeni bir şey söylemeli (  Son okumayı yaptığınızda  mutlaka tekrarları aynı anlamlı farklı kelime ve cümleler göreceksiniz , çıkardığınızda anlam bütünlüğünün bozulmadığını şaşırarak göreceksiniz )
-Ve son !  YAZMAK ZAMANLA GELİŞİR ! 

Ve bir egzersiz  : Birbirinden alakasız üç farklı konu  ve üç obje seç   ( Örnek : üç şarkı ismi ve üç obje seç , sonra bunların her birini kullanarak  içinde geçtiği anlam bütünlüğü oluşturan bir paragraf yaz  .(  Bizim  örneğimiz :  Şarkılar : Son Sardunyalar , Fikrimin ince gülü ve Light My Fire , objeler ise :  Vazo , Bardak ve Mum du )  Sonuçta beğenilen bir  bütünlük yaratabilmiştik , siz de farklı üçlemeler ile denemeler yapabilrisiniz …

Hepsi bu , yazıyı buraya kadar okuduysan artık senin için de yazmak bir adım daha kolaylaştı emin olabilirsin . Haydi  ...


Aylak Adam
Mayısın Sonları 2017



Deep Note'lar  :  (Kaynaklar Wikipedia)

1-Katharsis
Arınma (Yunanca) olarak da bilinen katarsis, Aristoteles'in Poetica adlı yapıtından alınmış bir sözcük olup; ilgili yapıtta trajedinin seyirci üzerindeki etkisini anlatır. Ayrıca Platon'un "Devlet" adlı eserinde de zikredilen, adil ve onurlu yöneticilere atfedilen bir felsefi terimdir. Literatürde, ruhun hem özgürlüğüne hem de tarafsızlığına kavuşturulmasını simgeleyen bir retorik olan Katarsis, özünde ruhani başkalaşmayı, hatta bunun için bazen boyut değiştirmeyi (Astral olarak) de anlatmaktadır.

Psikanalizde, bilinç dışına itilmiş duyguların yaşanıp boşalım olanağına kavuşturularak hastanın patojen duygulardan ve nevrotik belirtilerden kurtarılmasıdır.

Antik Yunan'da bir tür "ruh dönüşümü" olarak kabul edilen Katharsis, ruhun kötülüklerden arındırılması olarak benimsenmiştir. Aristo, katharsis hakkındaki düşüncesini, Poetica'da açıklarken, tiyatronun insana kendisini dışarıdan gösterdiği için arzulardan arınmasını sağladığını söylemektedir.


2- Poetika (Yunancada:Περὶ ποιητικῆς), sanat hakkındaki görüşlerini bir bütün içerisinde sunan Aristoteles'in şiir sanatı ile ilgili kuramlarını içeren ve tarihte sanat olayını araştıran ilk eserdir[1]. Estetik kavramı kapsamında; sanatların karşılaştırılmaları ve tragedya'nın üstünlüğünü vurguladığı Poetika, gerçekçiliği ele almasının yanı sıra, yaratıcı düş gücünü de ön plana çıkartmıştır.

Poetika, tiyatro sanatı üzerine yazılmış olan eserlerin en önemlilerinden biri olarak kabul edilir. Eserde belirtilen sanat tanımı Antik Yunan klasik sanatının ayırıcı özelliklerini dile getirir.



28 Nisan 2017 Cuma

Nisan ayı ve herşeye rağmen " umut " dolu bir yazı ...

Zamanın akışına  kendini bıraktığında , zaman seni bir hiç gibi yutup akıp götürüyor , bir akarsuyun üstüne düşen küçük bir yapraktan farkın yok , kontrol sende değil , tamamen akarsuda , nereye isterse seni oraya sürükleyebilir ve ne olduğunu, nereye gittiğini , başına ne geleceğini dahi  anlayamayabilirsin .
 
Bloga bakıncada fazla bir yazı yazmadığımı görüyorum , bu da bana yukarıdaki paragrafta ki durumu hissettiriyor ilk anda bu yazıya başlarken , ama sonra  aşağıdaki satırlar döküyor beyinden , parmak uçlarına , oradan klavye üzenden bu blog sayfasına  .  Bakalım nelermiş bunlar ?

Nisan Ayı " tercih" ayı
Ama yine de  tabi ki zaman boş geçmiyor şüphesiz .  Öncelikle  bu yılın Nisan ayı , ülkenin kaderi ve geleceği açısından önemli bir tercihin halk oyuna sunulduğu bir süreci kapsadı . Kritik oylama kritik sonuçlandı .  Tercih tartışmaya açık , daha da açık olan bu tercih neticesinde geleceğin nasıl kurgulanıp , nasıl şekilleneceği .  Umutvarız tabi her zaman , doğamız bize bu gücü veriyor " umut" .  Beklentimiz de  bir ulusu bir devleti ortaya çıkaran özelliklerin yok olmaması  .  Toplumu oluşturan tüm bireylerin ve çağdaş yaşamın tüm gereklerini kapsayacak ihtiyaçların ve beklentilerin deforme edilmeden geleceğe taşınması.  Siyasi güçlerle kişisel egoların içiçe geçmesiyle ortaya çıkabilecek güç dengesizliği ve serhoşluğunun oluşmaması .  Umarız gelecek başta çocuklarımız için daha güzel bir ve yaşanabilir bir dünya olabilecek şekilde  oluşturulabilsin . Bu süreçteki en önemli  duruş ve politikanın , önce kendine , sonra  topluma , sonra çevrene , komuşularına , sonrada dünyaya saygıdan geçer . Sonucunda da  " barışçıl" bir yaklaşımdan ...  Aksi olacak her türlü olumsuluktan tüm bu sürecin sorumluları veballeri üstlenmiş sayılacaklardır .

" TEOG " denilen bir muamma
TEOG denilen bir  tercih oyunu daha sonlandı bizim için bu nisan ayında .  Henüz ergenliğe yeni adım atmış çocuklarımızı  tam da bu çok önemli dönemde  , eğitim sürecinin en kritik noktası ile  geleceği belirleyecek önemli bir sınav silsilesi içerisine sokmanın bir eğitim programı , planlaması , kararı ve uygulaması olarak  " korkunç " olarak değerlendiriyorum .   Çocuk ve genç , bir toplumun geleceği demektir .  Geleceğini belirleyecek insan kitlesinin yaşamı sadece  okul ve sınav gibi dar bir kalıpla belirlenemez , gelecek bu şekilde güvence altına alınamaz .  Heleki adı geçen sınav ve çocukların dönemi bu sürecin külliyen hatalı olduğunu kanıtlar.  Son bir yılı başında doğası gereği kavak yelleri esen , aslında  temel ihtiyaçları ve beklledikleri destekler bambaşka olan bu çocukları   haftanın yedi günü ve belki günün  12-15 saat aralığını " ders , kurs,  sor , test , sınav "  kurgusu ile boğmak , belkide çocuğun gencin daha yola başlarken , ruhsal sakatlanmasına sebep oluyor .  Bu zor dönem ve tercih , başta çocuğu , sonra yakın cevresi ve ailesini , sonra  eğitimini , eğitim sistemini , okulunu , öğretmenlerini ve tüm yaşam alanını sakatlıyor .  Biz bu nisan bu dönemi  zorda olsa  , en azından çokça yıpranmadığımızı düşünerek ve umut ederek sonlandırdık . Yine de tüm olumsuzluklar rağmen bu anlada da geleceğe " Umutlu" bakıyoruz . Tüm TEOG gazisi öğrenci ve ailelerine geçmiş olsun diyorum .

Radyo yayınları ve müzik yazılarına devam
Radyo yayınları ( Rakınroll FM) bu nisan ayında  bir tık azalarak da olsa devam etti .   İnternet radyosunda  programlarımı spontan olarak  yayınlamaya devam ediyorum . Şüphesiz bu yayını  güncel müzik dünyasını yakından takip etmek ve de  gerçek anlamda konsantre olarak albüm ve sanatçı keşfetmek , müziği keyifle ve zevk alarak dinlemek , müzik adına  araştırma yapmak ve de  yazı yazmak  ( Blues Perişan Blog ) olarak kullanıyor olmak kişisel olarak bana  zaman nehrinde salınan bir yaprak olarak az da olsa yön belirlemede ve akışa tamamen teslim olmadan , kendimce birşeyler yapma fırsatı da sunuyor .   Yani  radyo , müzik ve de yazı da bir başka " umut"  benim için ...

Şimdi bir de  baharın çoşkusu ile  yavaş yavaş haşır neşir oluyoruz , yeşil erik , gelincik şurubu sezonunu da açıyoruz ki  , herşeye rağmen değmeyin keyfimize . Hele bir de  deniz sezonumuzu da açıp kendimizi soğuk sulara bıraktık mı , yılın yenileneme döngüsünü ve coşkusunu daha da hissedeceğiz ve de tamamlamış olacağız , bir yeniden doğuş gibi ...
 
Kalın sağlıcakla

Aylak Adam
Nisanın son günleri 2017

28 Mart 2017 Salı

Blues Perişan ve Muzik Yazıları



Her hafta düzenli Rakınroll Fm  internet radyosunda yaptığımız yayınlardan yeni keşif albüm , grup ve şarkı seçkileri ve birçok farklı konuda yazılarımızla  yer alıyoruz ..

Aptulika'ya  sayfasında bize yer verdiği için özel teşekkürlerimizi  , sevgi ve saygılarımızı sunuyoruz


Tüm bloğu sık kullananlarınıza eklemenizi ya da  haber al  kısımına abone olarak yeni yayınlardan anında haber olmanızı öneririz ...

Aylak Adam
Mart 2017 Sonları

Blog Adres ve linki  :  http://bluesperisan.blogspot.com.tr/